fbpx

Kuru Dal

Bu haftaki yazımızda sizlere ibretlik bir hikâyeyi paylaşacağım. Hikâyemizin konusu 1520-1530’lu yıllar arasında, Kocamustafapaşa’daki halveti tekkesinde geçmektedir.

O dönemde halveti postunda oturan halveti Şeyhi Şeyh Sümbül Sinan Efendi ile müridleri arasında geçen bir olay. Şeyh Sümbül Sinan Efendi zaman zaman dergâhta müridlerini toplar onları belli konularda imtihana tabi tutardı. Bu imtihanlardan biri de şöyle gerçekleşmiştir.

Yine bir gün Şeyh Sümbül Sinan Efendi dervişlerini çağırır ve onlardan yakın yerlere giderek kendisi için birer çiçek getirmelerini ister. Dervişlerin hepsi koşarak sağa sola dağılırlar. Her biri şeyhlerine layık en güzel çiçeği aramaya koyuldular. Tabiatta yer alan rengarenk çiçekler içerisinde en güzelini, şeyhleri için en layık olanını kopararak sevinç içersinde tekkeye dönerler. İçlerinden sadece biri, Merkezefendi elinde kuru bir dal parçası ile en son gelmiştir. Dervişlerin her biri birbirinden güzel çiçekler ile tekkeye dönmüşler, Merkezefendi ise kuru bir dal ile. Dervişler Merkezefendi’nin bu haliyle dalga geçerek aralarında gülüşmeler olmuştur. Dervişler, bakalım şeyhimiz Mekezefendi’nin bu durumuna nasıl tepki gösterecek, ona ne diyecek diye merak etmeye başlamışlar. Çok geçmeden bütün dervişleri huzuruna kabul eden Şeyh Sümbül Sinan Efendi “bakalım neler getirdiniz” der, dervişlerine.

Dervişler, şeyhlerine layık görüp ellerinde getirdikleri çiçekleri bir bir takdim ederler. Dervişlerin her biri kendi çiçeklerinin şeyhlerine daha layık olduğunu düşünüyorlardı. Şeyh Sümbül Sinan Efendi gelen çiçeklere tek tek bakar ve sonra  Merkezefendi’ye döner sen ne getirdin, diye sorar. Merkezefendi elindeki kuru bir dalı gösterir. Bunun üzerine Şeyh Sümbül Sinan Efendi, sen neden diğer müridler gibi güzel çiçekler getirmedin de bu kuru bir dalı getirdin, şeyhine kuru bir dalımı layık gördün, der. Bu tablo karşısında dervişler aralarında gülüşmeye başlarlar.

Fakat Merkezefendi usulca başını kaldırarak, kendine yakışır şiarıyla şu cevabı verir: Efendim.

“Bütün çiçeklere baktığımda her biri Allah’ı zikrediyorlardı. Kendi lisanları ile Allah’ı anıyorlarken buldum onları. Onları Allah’ı zikrederken koparmak işime gelmedi. Haya ettim. Ancak huzura da boş gelmemek adına bu kuru dalı getirdim.” der.

Şeyh Sümbül Sinan Efendi hafif tebessüm göstererek dervişlerine döner ve şunları ifade eder;

En doğru hareketi, en doğru davranışı Merkezefendi yapmıştır.

“Evladım âla bir davranış sergiledin, seni bir kez daha kutluyorum. Sana vermiş olduğumuz  Merkezefendi mahlasının hakkını verdin. Sana bu mahlası vermekle ne kadar doğru bir karar verdiğimizi gördüm. Sen bir kez daha bizi yanıltmadın ve mahlasının hakkını vererek sana yakışanı yaptın.”

Merkezefendi bu hadiseden sonra artık dergahtaki konumunu da sağlamlaştırmış oldu.

Gelelim bu hadisenin bize neyi anlattığına;

Yeryüzünde hiçbir varlık yok ki, Allah’ı tesbih etmesin. Her bir varlık, canlı veya cansız kendi lisanınca sabah akşam durmaksızın Allah’ı anmaya devam etmektedir. Bir defa bunu kavramış oluyoruz.

Merkezefendi bu davranışıyla tabiat nizamını bozmak istememiştir. Ancak, şeyhine mahcup olmamak, verdiği vazifeyi yapmamış olmamak için de elinde kuru bir dal ile çıkıp geliyor.

Kainata mükemmel nizam veren Allah’ı bol bol zikretmeliyiz. Onun verdiği bütün nimetler için şükür etmeliyiz.  Olayların içinde, bize verilmek istenen mesajları doğru bir şekilde almaya çalışmalıyız.

Kontrol Ediliyor

Vergi ve SGK alacaklarını kapsayan af

ENGİN DURSUN Değerli Okurlar; Vergi Mükellefleri açısından baktığımızda bozulan piyasa koşullarında ödenmeyen vergi ve SGK …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir